NEREDE O GAZETECİLER?

NEREDE O GAZETECİLER?
Spread the love

33 yıl önceydi…

Derin devlet diye itin uğursuzun cirit attığı günlerdi. Elinde az bir güç bulunanın kendini Vito Corleone zannettiği günlerdi. Kendine görev verilen istihbarat “mutemet” inin kendini James Bond zannettiği günlerdi. Gazetelerin henüz tam olarak susturulamadığı günlerdi…

Mesleğini şerefiyle, hakkını vererek yapan sayılı usta gazeteci vardı.

Bunlardan biri sırtlanların kuyruğuna basıyordu.

Belgeleriyle, ispatıyla yazıyor ve ifşa ediyordu şerefsizleri…

12 Mart 1971 dönemindeki bir yazısında kullandığı “ordu uyanık olmalı” sözleriyle, “orduya hakaret etmek” ve “sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak” suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alındı.

Mamak Askeri Cezaevinde bir yıla yakın tutuklu kalan, yargılandığı davada 7 yıl hapse mahkûm edildi, kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine tahliye oldu.

Serbest bırakılmasının ardından askere alındı, askerliğini “yedek subay” olarak yapması gerekirken, kendi tabiriyle “sakıncalı piyade” olarak tamamladı.

Tuzla Piyade Okulundaki eğitimi sırasında okul yönetimi tarafından “kötü hal ve düşünce sahibi” olduğu gerekçesiyle disipline sevk edildi, “er” statüsüne düşürülerek Ağrı’nın Patnos ilçesine gönderildi.

Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrılandı, profesyonel gazeteciliğe 25 Şubat 1974’te Yeni Ortam gazetesinde “Anarşist!..” başlıklı yazısıyla başladı.

Köşe yazılarında hem sorunları dile getiren hem de hukuka aykırı ve yasa dışı uygulamaların üstüne gitti, yazdığı kitaplarla da ses getirdi.

Güldal Homan ile 19 Temmuz 1976’da evlenendi, bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) oldu.

Usta gazetecinin 1977’de yayımlanan “Sakıncalı Piyade” kitabı tiyatroya uyarlandı ve Ankara Sanat Tiyatrosunda yüzlerce kez sahnelendi.

Terörün silah kaçakçılığıyla ilişkisini ortaya koymak ve bu yönde kamuoyu oluşturmak için 1981’de “Silah Kaçakçılığı ve Terör” kitabını okurlarıyla buluşturdu.

Papa 2. Jean Paul’e düzenlediği silahlı saldırıya ilişkin Mehmet Ali Ağca ve bağlantıları hakkında araştırma yaptı, “Rabıta” ve “12 Eylül” kitapları 1987’de, önemli araştırmalarından kabul edilen “Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925” eseri ise 1991’de yayımlandı.

Yazar Musa Anter’in öldürülmesinden sonra 27 Eylül 1992’de Cumhuriyet gazetesinde kaleme aldığı “Dipsiz Kuyu” başlıklı yazısında, “Orta Doğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık dipsiz bir kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Orta Doğu’da ‘kimin eli kimin cebindedir’ bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!” ifadelerini kullandı.

Tehditler sökmüyordu.

İşten attıramıyorlardı.

Tek çare kalmıştı.

Onu uyguladılar…

UĞUR MUMCU BÖYLE KATLEDİLDİ

SAYGI VE MİNNETLE…

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir